Meclis Üyesi Alphan Eröztürk tarafından yapılan sunum ile güncel tartışmaların temelinde
yatan ana mevzuatın Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü olduğu ifade edilmiştir. Tüzüğün konuyu
çok geniş bir perspektiften ele aldığı, en kritik yönünün ise sorumluluğu esasen üreticiye yüklemesi
olduğu ifade edilmiştir.
Bu noktada “üretici” kavramının açıldığı ve bu kavramla esasen ambalajlı ürünü piyasaya süren
firmaların, yani ambalaj üreticilerinin müşterilerinin kastedildiği belirtilmiştir. Buradaki yaklaşımın
“genişletilmiş üretici sorumluluğu” olarak tanımlandığı ifade edilmiştir. Alphan Eröztürk
tarafından, üreticilerin yalnızca üretim aşamasında değil, ürünün atık haline geldikten sonraki
süreçten de sorumlu tutulmasının bu kavramın temelini oluşturduğu açıklanmıştır. Ürünün atık
haline geldikten sonraki tüm sürecin kapsama alınmasının, genişletilmiş üretici sorumluluğu
anlayışını oluşturduğu belirtilmiştir. Bu yaklaşımın dünya genelinde hızla yaygınlaştığı, yalnızca
ambalaj atıklarıyla sınırlı olmadığı ve farklı atık gruplarında da uygulandığı ifade edilmiştir.
Genişletilmiş üretici sorumluluğu uygulamalarının ortak kabul gören bazı temel unsurları olduğu
belirtilmiştir. Bunlardan birincisinin, sistemin finansmanının sorumluluk yüklenen sanayi
kuruluşları tarafından desteklenmesi olduğu ifade edilmiştir. İkinci unsurun, tüketicilere ayrı
toplama alışkanlıklarının kazandırılması sorumluluğunun sanayi kuruluşlarında olması olduğu
belirtilmiştir. Üçüncü temel unsurun ise genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamındaki
sorumlulukların yerine getirilmesi amacı ile kurulan yapıların içinde kamu kurumlarının ve atık
yönetim firmalarının yer almaması olduğu, bu özelliğin Avrupa genelinde ülkelerinde ortak olduğu
ifade edilmiştir. Buna karşılık, sorumluluk paylaşımı, finansman modeli, toplama ve geri kazanım
yöntemleri gibi hususların ülkeden ülkeye farklılık gösterebildiği belirtilmiştir.
Avrupa Birliği’ndeki mevzuat gelişmeleri özetlenerek, öncelikle bir eylem planı yayımlandığı,
ardından Yeşil Mutabakat’ın yürürlüğe girdiği ifade edilmiştir. Yeşil Mutabakat’ın çok kapsamlı
düzenlemeler içermesi nedeniyle, daha sonra Döngüsel Ekonomi Eylem Planı çerçevesinde
mevzuatta tekrar değişikliklere gidildiği ve nihayetinde 2025 yılında Ambalaj ve Ambalaj Atıkları
Tüzüğü’nün yayımlandığı belirtilmiştir. Bu tüzüğün önceki düzenlemelerden temel farklarının
bulunduğu ifade edilmiştir.
Bu farklardan ilki olarak, tüzük yürürlüğe girdiğinde Avrupa Birliği üyesi tüm ülkelerde aynı
kuralların uygulanacağı, ülke bazlı farklılıkların ortadan kalkacağı belirtilmiştir. Tüzüğün çok sayıda
yasak içerdiği, yeni tanımlar getirdiği ve bu yeni tanımların özellikle ambalaj üreticileri açısından
yeni sorumluluklar doğurduğu belirtilmiştir. Ayrıca tekrar kullanım ve tekrar doluma ilişkin yeni
yükümlülüklerin de düzenlemeye eklendiği ifade edilmiştir.
Alphan Eröztürk tarafından, bu yükümlülüklerin esasen piyasaya sürenlere getirildiği, ancak
genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamında dolaylı olarak ambalaj üreticilerini de doğrudan
etkilediği ifade edilmiştir. Avrupa Birliği’nde piyasaya sürülecek tüm ambalajların geri dönüşüme
uygun şekilde tasarlanması ve belirli oranlarda geri dönüştürülebilir olması şartının getirildiği
belirtilmiştir. Bu kapsamda “Design for Recycling” ve “Recycled at Scale” kavramlarının
kullanılacağı ifade edilmiştir. Bu kavramların kullanılma gerekçesinin, sorumluluk yüklenen sanayi
kuruluşlarının ambalajların toplanmasına ilişkin ödeyecekleri bedellerin, ambalajın geri dönüşüme
uygunluğu ve geri dönüştürülebilirlik düzeyine göre farklılaştırılacak olması olduğu belirtilmiştir.
Bu noktada iki kritik husus vurgulanmıştır. 2030 yılına kadar ambalajların belirli oranlarda geri
dönüştürülebilir olacak şekilde tasarlanmasının zorunlu hale geleceği, bu kapsamda ambalajların
A, B ve C olmak üzere üç sınıfa ayrılacağı ifade edilmiştir. Geri dönüştürülebilirlik oranı yüzde 70’in
altında kalan ambalajların geri dönüştürülemez kabul edileceği ve bu ambalajların Avrupa
Birliği’nde satılamayacağı belirtilmiştir. 2035 yılı itibarıyla ise geri dönüşüm tesisine giren 100 birim
malzemeden ne kadarının çıktıya dönüştüğü gibi verim kriterlerinin de dikkate alınacağı, tasarım
uygunluğu ve geri dönüştürülebilirliğin birlikte değerlendirileceği ifade edilmiştir. Bu
değerlendirme sonucunda yüzde 70’in altında kalan ambalajların yine piyasaya arz edilemeyeceği
belirtilmiştir.
Bu düzenlemelerin, ambalaj üreticilerinin tüm üretim tasarımlarını, kullandıkları hammaddeleri ve
proseslerini ciddi şekilde gözden geçirmelerini zorunlu kıldığı ifade edilmiştir. “Design for
Recycling” konusunun son derece derin bir başlık olduğu, ambalajın kaplamasından kullanılan
malzemeye, katkı maddelerinden mürekkebe kadar her bir bileşenin ayrı ayrı değerlendirileceği
belirtilmiştir. Her bir unsurun ambalajın geri dönüşüme uygunluk puanını etkilediği, bu
puanlamanın sonucunda yüzde 70’in altında kalan ambalajların Avrupa Birliği mevzuatında geri
dönüştürülemez ambalaj kategorisine gireceği ifade edilmiştir.
Geri dönüştürülmüş malzeme içeriğine ilişkin hedeflere de değinilmiştir. Bu hedeflerin şu aşamada
plastikler için netleştiği, ancak diğer malzemeler için de çalışmaların sürdüğü belirtilmiştir. 2030
yılı için PET ambalajlarda yüzde 30, PET dışı plastik ambalajlarda yüzde 10, tek kullanımlık plastik
şişelerde yüzde 30 ve diğer plastik ambalajlarda yüzde 35 oranında geri dönüştürülmüş içerik
hedefleri bulunduğu ifade edilmiştir. 2040 yılına gelindiğinde bu oranların daha da artacağı bir
planlamanın mevcut olduğu belirtilmiştir. Bu hedeflerin değerlendirilmesi için yaklaşık dört yıllık
bir sürenin bulunduğu ifade edilmiştir.
Bu süreçte “Conformity Assessment” olarak adlandırılan uygunluk değerlendirme mekanizmasının
devreye girdiği belirtilmiştir. Bu değerlendirmenin doğrudan piyasaya süren firmalar üzerinden
yapılacağı, ancak piyasaya sürenlerin gerekli tüm verileri ambalaj üreticilerinden talep edeceği
ifade edilmiştir. Geri dönüşüme uygun tasarım, geri dönüştürülebilirlik oranı, uygunluk
değerlendirmesi ve geri dönüştürülmüş içerik oranlarının tamamının dolaylı olarak ambalaj
üreticilerine yeni yükümlülükler getireceği belirtilmiştir.
Bunun yanında, plastik sektörü ağırlıklı olmak üzere birçok yasak getirildiği ifade edilmiştir. Streç
filmlerden yaş sebze ve meyvede kullanılan ambalajlara, otel ve restoranlarda kullanılan tek
kullanımlık ambalajlara kadar birçok ürün grubunun 2030 yılı itibarıyla kullanılamayacağı
belirtilmiştir. Bu durumun, ambalaj üreticilerinden alternatif ürün geliştirmelerini, inovasyon
çalışmalarını, malzeme ve proses değişikliklerini zorunlu kılacağı ifade edilmiştir. Doğrudan olmasa
da piyasaya sürenlere getirilen yükümlülükler nedeniyle ambalaj üreticilerinin 2030’dan itibaren
oldukça yoğun ve zorlayıcı bir sürece gireceği belirtilmiştir.
Bu çerçevede Alphan Eröztürk tarafından bir öneri sunulmuştur. Ambalaj üreticilerinin ikincil
hammadde kullanımında, özellikle Türkiye’de temiz toplanan ve Türkiye’de geri dönüştürülen
ambalaj atıklarından elde edilen yerli geri dönüştürülmüş malzemeleri kullanmaları halinde,
ekonomik bir teşvik modelinin oluşturulmasının faydalı olacağı ifade edilmiştir. Kaynakta ayrı
toplama sürecinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, belediyeler, piyasaya sürenler ve
tüketicilerin yer aldığı çok paydaşlı bir yapı bulunduğu belirtilmiştir. Yükümlülüklerin ise fiilen
başladığı, 2026’dan itibaren ambalaj sektöründen beklentilerin net olduğu ifade edilmiştir. Mevcut
sorunlar nedeniyle firmaların geri dönüştürülmüş hammaddeleri ya yurt dışından temin etmek ya
da iç piyasadan daha yüksek maliyetlerle almak zorunda kaldıkları belirtilmiştir. İç piyasadan
teminin desteklenmesinin son derece elzem olduğu ve bu yönde bir teşvik önerisinin ilgili
makamlara sunulmasının faydalı olacağı ifade edilmiştir.
Mustafa Tacir, teşvik önerisine katıldığını, ancak mevcut durumda asıl acil ihtiyacın teşvikten
ziyade kaynak oluşturmak olduğunu ifade etmiştir. Kaynak oluşturmanın yerel yönetimlerin elinde
olduğu, bu nedenle kaynaklara erişim için yerel yönetimlerin ikna edilmesi gerekebileceği
belirtilmiştir.